Hiç bir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
Kal demiyor söz vermiş susuyor
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor
Yüzümü gönlüne koysam
Yemin tutsa kalbim beni bilir miydin?

Kimseye anlatamazsın yaşadıklarını
Yaşatılanları anlatamazsın
Uğradığın haksızlıklarını anlatamazsın
Hayatını bir futbol topu gibi oradan oraya fırlatanları anlatamazsın
Sevginle, acılarınla, hatalarınla kos koca seni oradan oraya sadece kendi kararlarıyla savurmalarına anlam veremezsin
İçindeki fırtınaları anlamalarını beklemezsin bir süre sonra
Artık Polyannacılık oynarsın; ” Onlar da insan, benim duygularımı anlamamaları çok normal, ard arda hatalar yapmaları normal.” dersin.
İçinde onca duygu gizlidir, gösteremezsin izin verilmez.
yaklaşamazsın dokundurmaz.
Florence
James Levy & The Blood
Evlat kokusundan sonra,taze çekilmiş kahve kokusu gelir diyorum ve şimdilik sadece kahve kokusuyla idare ediyorum..
Haydi şimdi kendinizi deniz kenarında hayal edin. Rojda ve Emine hayal ediyor, Sigurjon’s Friends söylüyor. Aftur Heim!

Zor diyorsun… Zor olacak ki, imtihan olsun…
zaman diye durursun;öyle bir zaman gelir ki ayağın takılır durmak zorunda kalırsın. söyleyeceğim çok şey var aslında. ama üşeniyorum ve çok sıkıldım. önceleri acılarımı paylaşacak insan ararken etrafımda, şimdi kimseler soru sormasın istiyorum.
sorduklarında ise yakınlık derecesine göre ‘hayat’ ya da ‘s*ktir et’ diye cevap verip susuyorum.
söyleyecek şeyim olmadığından değil, söyleyecek çok şeyim var aslında ama bugüne kadar anlattıklarım hiçbir işe yaramadığından konuşmak istemiyorum.
duyarlılık istemiyorum, şefkat, acıma, yardım vs. de umurum da değil. istediğim tek şey sükunet.
durmadan ‘neyin var ?’ diye sorular soran bir insandan daha kötü tek şey geliyor aklıma.
durmadan ‘neyin var ?’ diyen birden fazla insan. insanların bana yapacakları en büyük iyilik çenelerini kapalı tutup aptalca sorular sormaktan vazgeçmeleri.
bana baktıklarında arkamızdaki duvarı gören insanlar istiyorum çevremde, hepsi bu.